Suresi.com.tr

Ana sayfa » » Nebe Suresi

Nebe Suresi

Nebe Suresi, Mekke döneminde inmiştir. 40 âyettir. Sûre, adını ikinci âyette geçen “enNebe’”kelimesinden almıştır. Nebe’, haber demektir. Sûrede, ölüm ötesi hayatınvarlığını ispat çerçevesinde, kıyamet, öldükten sonra dirilme ve hesap için toplanma konularına yer verilmektedir.

İçindekiler

Nebe Suresi Arapça Oku

Nebe Suresi Arapça yazılı olarak okumak için lütfen sayfayı aşağı kaydırın.

Nebe Suresi Arapça 1. Sayfa

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

عَمَّ يَتَسَٓاءَلُونَۚ١عَنِ النَّبَأِ الْعَظ۪يمِۙ٢اَلَّذ۪ي هُمْ ف۪يهِ مُخْتَلِفُونَۜ٣كَلَّا سَيَعْلَمُونَۙ٤ثُمَّ كَلَّا سَيَعْلَمُونَ٥اَلَمْ نَجْعَلِ الْاَرْضَ مِهَاداًۙ٦وَالْجِبَالَ اَوْتَاداًۖ٧وَخَلَقْنَاكُمْ اَزْوَاجاًۙ٨وَجَعَلْنَا نَوْمَكُمْ سُبَاتاًۙ٩وَجَعَلْنَا الَّيْلَ لِبَاساًۙ١٠وَجَعَلْنَا النَّهَارَ مَعَاشاًۖ١١وَبَنَيْنَا فَوْقَـكُمْ سَبْعاً شِدَاداًۙ١٢وَجَعَلْنَا سِرَاجاً وَهَّاجاًۖ١٣وَاَنْزَلْنَا مِنَ الْمُعْصِرَاتِ مَٓاءً ثَجَّاجاًۙ١٤لِنُخْرِجَ بِه۪ حَباًّ وَنَبَاتاًۙ١٥وَجَنَّاتٍ اَلْفَافاًۜ١٦اِنَّ يَوْمَ الْفَصْلِ كَانَ م۪يقَاتاًۙ١٧يَوْمَ يُنْفَخُ فِي الصُّورِ فَتَأْتُونَ اَفْوَاجاًۙ١٨وَفُتِحَتِ السَّمَٓاءُ فَـكَانَتْ اَبْوَاباًۙ١٩وَسُيِّرَتِ الْجِبَالُ فَـكَانَتْ سَرَاباًۜ٢٠اِنَّ جَهَنَّمَ كَانَتْ مِرْصَاداًۙ٢١لِلطَّاغ۪ينَ مَاٰباًۙ٢٢لَابِث۪ينَ ف۪يهَٓا اَحْقَاباًۚ٢٣لَا يَذُوقُونَ ف۪يهَا بَرْداً وَلَا شَرَاباًۙ٢٤اِلَّا حَم۪يماً وَغَسَّاقاًۙ٢٥جَزَٓاءً وِفَاقاً٢٦اِنَّهُمْ كَانُوا لَا يَرْجُونَ حِسَاباًۙ٢٧وَكَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا كِذَّاباًۜ٢٨وَكُلَّ شَيْءٍ اَحْصَيْنَاهُ كِتَاباً٢٩فَذُوقُوا فَلَنْ نَز۪يدَكُمْ اِلَّا عَذَاباً۟٣٠

Nebe Suresi Arapça 2. Sayfa

اِنَّ لِلْمُتَّق۪ينَ مَفَازاًۙ٣١حَدَٓائِقَ وَاَعْنَاباًۙ٣٢وَكَوَاعِبَ اَتْرَاباًۙ٣٣وَكَأْساً دِهَاقاًۜ٣٤لَا يَسْمَعُونَ ف۪يهَا لَغْواً وَلَا كِذَّاباًۚ٣٥جَزَٓاءً مِنْ رَبِّكَ عَطَٓاءً حِسَاباًۙ٣٦رَبِّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَاۙ الرَّحْمٰنِ لَا يَمْلِكُونَ مِنْهُ خِطَاباًۙ٣٧يَوْمَ يَقُومُ الرُّوحُ وَالْمَلٰٓئِكَةُ صَفاًّۜ لَا يَتَكَلَّمُونَ اِلَّا مَنْ اَذِنَ لَهُ الرَّحْمٰنُ وَقَالَ صَوَاباً٣٨ذٰلِكَ الْيَوْمُ الْحَقُّۚ فَمَنْ شَٓاءَ اتَّخَذَ اِلٰى رَبِّه۪ مَاٰباً٣٩اِنَّٓا اَنْذَرْنَا‌كُمْ عَذَاباً قَر۪يباًۚ يَوْمَ يَنْظُرُ الْمَرْءُ مَا قَدَّمَتْ يَدَاهُ وَيَقُولُ الْـكَافِرُ يَا لَيْتَن۪ي كُنْتُ تُرَاباً٤٠

Nebe Suresi Arapça Dinle

Nebe Suresi Arapça Dinle, Nebe Suresi’ni Abdulbaset Abdussamed’den Arapça dinlemek için lütfen Play ▶️ butonuna basın.

Nebe Suresi Türkçe Oku

Nebe Suresi Türkçe latin alfabeysiyle yüzünden okumak için lütfen sayfayı aşağı kaydırın.

    Nebe Suresi Türkçe 1. Sayfa

    Bismillahir rahmanir rahim.

  1. Amme yetesaelun.
  2. Anin nebeil azim.
  3. Ellezi hum fihi muhtelifun.
  4. Kella se ya’lemun.
  5. Summe kella se ya’lemun.
  6. E lem nec’alil arda mihada.
  7. Vel cibale evtada.
  8. Ve halaknakum ezvaca.
  9. Ve cealna nevmekum subata.
  10. Ve cealnel leyle libasa.
  11. Ve cealnen nehare meaşa.
  12. Ve beneyna fevkakum seb’an şidada.
  13. Ve cealna siracen vehhaca.
  14. Ve enzelna minel mu’sırati maen seccaca.
  15. Li nuhrice bihi habben ve nebata.
  16. Ve cennatin elfafa.
  17. İnne yevmel faslı kane mikata.
  18. Yevme yunfehu fis suri fe te’tune efvaca.
  19. Ve futihatis semau fe kanet ebvaba.
  20. Ve suyyiretil cibalu fe kanet seraba.
  21. İnne cehenneme kanet mirsada.
  22. Lit tagine meaba.
  23. Labisine fiha ahkaba.
  24. La yezukune fiha berden ve la şeraba.
  25. İlla hamimen ve gassaka.
  26. Cezaen vifaka.
  27. İnnehum kanu la yercune hısaba.
  28. Ve kezzebu bi ayatina kizzaba.
  29. Ve kulle şey’in ahsaynahu kitaba.
  30. Fe zuku felen nezidekum illa azaba.
  31. Nebe Suresi Türkçe 2. Sayfa

  32. İnne lil muttekine mefaza.
  33. Hadaika ve a’naba.
  34. Ve kevaıbe etraba.
  35. Ve ke’sen dihaka.
  36. La yes’meune fiha lagven ve la kizzaba.
  37. Cezaen min rabbike ataen hısaba.
  38. Rabbis semavati vel ardı ve ma beynehumer rahmani la yemlikune minhu hitaba.
  39. Yevme yekumur ruhu vel melaiketu saffa, la yetekellemune illa men ezine lehur rahmanu ve kale sevaba.
  40. Zalikel yevmul hakk, femen şaettehaze ila rabbihi meaba.
  41. İnna enzernakum azaben kariba, yevme yenzurul mer’u ma kaddemet yedahu ve yekulul kafiru ya leyteni kuntu turaba.

Nebe Suresi Türkçe Meali Oku

Nebe Suresi Türkçe Meali okumak için lütfen sayfayı aşağı kaydırın.

    Nebe Suresi Türkçe Meali 1. Sayfa

    Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla.

  1. Birbirlerine neyi soruyorlar?
  2. O büyük haberden (kıyametten) mi?
  3. ki Onlar onda görüş ayrılığına düşüyorlar.
  4. Hayır, ileride bilecekler!
  5. Hayır, hayır, ileride bilecekler!
  6. Biz, yeryüzünü bir döşek yapmadık mı?
  7. Dağları da birer kazık (yapmadık mı)?
  8. Sizleri çift çift yarattık.
  9. Uykunuzu bir dinlenme yaptık.
  10. Geceyi bir örtü yaptık.
  11. Gündüzü bir geçim vakti yaptık.
  12. Üstünüze yedi sağlam bina (gök) çattık.
  13. İçlerine parıl parıl parlayan bir kandil astık.
  14. O yoğun bulutlardan şarıl şarıl bir su indirdik.
  15. Onunla taneler ve otlar çıkaralım diye.
  16. Ve sarmaş dolaş bağlar bahçeler.
  17. Şüphesiz ki, o fasıl (kıyamet) günü belirlenmiş bir vakit olmuştur.
  18. Sur’a üfürüldüğü gün, bölük bölük gelirsiniz!
  19. Gök de açılmış, kapılar oluşmuştur.
  20. Dağlar yürütülmüş, bir serap olmuştur.
  21. Şüphesiz, cehennem bir gözetleme yeri olmuştur.
  22. Azgınlara bir barınak olmuştur.
  23. İçinde devirlerce kalacaklardır.
  24. Orada ne bir serinlik tadacaklar, ne de bir içecek.
  25. Yalnızca bir kaynar su ve irin.
  26. Yaptıklarına tamamen uygun bir ceza olarak.
  27. Çünkü onlar, hiçbir hesap ummazlardı.
  28. Ayetlerimize yalan diye diye tam bir yalancı olmuşlardı.
  29. Biz ise her şeyi sayıp bir kitaba geçirmişiz.
  30. Artık tadın! Artık, azabınızı artırmaktan başka birşey yapacak değiliz!
  31. Nebe Suresi Türkçe Meali 2. Sayfa

  32. Şüphesiz, takva sahipleri için bir kurtuluş ve murada erme var
  33. Bahçeler var, bağlar var.
  34. Turunç göğüslü yaşıt (kızlar) var.
  35. Dopdolu bir kadeh var.
  36. Orada ne boş bir laf işitirler ne de bir yalan isnadı.
  37. Rabbinden bir karşılık ki, yeter mi yeter!
  38. O, göklerin, yerin ve aralarındakilerin Rabbidir, Rahman’dır. O’na bir hitapta bulunma gücüne sahip olamazlar.
  39. Ruh’un (Cebrail’in) ve meleklerin saf saf kıyama duracakları gün, Rahman’ın izin verdiğinden başka hiç kimse konuşamaz; o da doğruyu konuşacaktır.
  40. O gün gerçektir, o halde dileyen Rabbine varacak bir yüz edinsin, bir yol tutsun!
  41. Çünkü Biz size yakın bir azabı ihtar ettik. O gün kişi ellerinin önceden gönderdiğine bakacak ve kafir ise: “Ah ne olurdu ben bir toprak olsaydım!” diyecektir.

Nebe Suresi Türkçe Meali Dinle

Nebe Suresi Türkçe Meali Dinle, Nebe Suresi Prof. Dr. Hamdi DÖNDÜREN’in Türkçe Mealini, Ahmet DENİZ’den dinlemek için lütfen Play ▶️ butonuna basın.

Nebe Suresi Konusu

Nebe Suresi konusu, Sûrede ağırlıklı olarak kıyamet, öldükten sonra dirilme, hesap, ceza ve mükâfat konuları ele alınmış, Allah’ın varlık ve kudretini gösteren deliller ile melekler konusuna da yer verilmiştir

Nebe Suresi Nuzül

Mushaftaki sıralamada yetmiş sekizinci, iniş sırasına göre sekseninci sûredir. Meâric sûresinden sonra, Nâziât sûresinden önce Mekke’de inmiştir.

Nebe Suresi Fazileti

Nebe Suresi fazileti,

Nebe Suresi Hakkında Sıkça Sorulan Sorular

Nebe Suresi Kur’an-ı Kerim’de kaçıncı sayfadadır?

Nebe Suresi, Kur’an-ı Kerim’de 581. sayfada başlar, 582. sayfada biter.

Nebe Suresi kaç ayettir?

Nebe Suresi, 40 ayetten oluşur.

Nebe Suresi hangi cüzde yer alır?

Nebe Suresi, Kur’an-ı Kerim’de 30. cüzde yer alır.

Nebe Suresi kaç sayfadır?

Nebe Suresi, Kur’an-ı Kerim’de toplam 2 sayfa içinde yer alır.

Nebe Suresi Tefsiri

Kur’an Yolu Tefsiri kitabından Nebe Suresi Tefsiri aşağıdadır.

Nebe Suresi 1-5. Ayet Tefsiri

Nebe’ “önemli haber” demektir. Burada ise “kıyamet haberi” anlamında kullanılmıştır. Kıyamet gününde evrendeki mevcut kozmik düzenin bozulması, Allah’tan başka var olan her şeyin yok olması, öldükten sonra yeniden dirilme, hesaba çekilme vb. önemli olaylar meydana geleceği için onunla ilgili habere “büyük haber” denilmiştir. “Haberden maksat kıyamet olayları değil onu bildiren Kur’an’dır veya Hz. Muhammed’in peygamberliğidir” diyenler de vardır (Ateş, X, 286; krş. Sâd 38/67). Tefsirlerde anlatıldığına göre Hz. Peygamber müşriklere Allah’ın birliğinden ve öldükten sonra dirilmenin gerçekleşeceğinden bahsedip de onlara Kur’an âyetlerini okuyunca, “Muhammed ne getirdi? Neler anlatıyor?” diye birbirlerine sormaya başlamışlar, bunun üzerine açıklanan âyetler inmiştir (Şevkânî, V, 419-420). Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 5 Sayfa: 535

Nebe Suresi 6-11. Ayet Tefsiri

İnsanlığın yaşamasına uygun bir duruma getirilmiş olan yer küresi, üstünde insanların oturup kalkmasına, yatıp uyumasına elverişli olan döşeğe benzetilirken dağlar da arzı yerinde ve dengede tutmak için çakılmış kazıklara benzetilmiştir. Çünkü dağlar yer yuvarlağının dengesini sağlamaktadır. Nitekim başka âyet-i kerîmelerde insanları sarsmasın diye yeryüzüne sabit dağların yerleştirildiği bildirilmiştir (meselâ bk. Nahl 16/15; Mürselât 77/27). Dağların, içinde madenlerin bulunması, suların birikmesi, üstünde çeşitli bitki ve ormanların oluşması vb. sayılamayacak kadar çok faydaları vardır. Allah Teâlâ, yaratıp dağlarla dengesini sağladığı bu yeryüzünde insanların huzur ve sükûn içerisinde mutlu bir şekilde yaşamaları ve nesillerini devam ettirmeleri için onları erkekli dişili çiftler yaratmıştır; 8. âyet bunu ifade eder (krş. Rûm 30/21; Necm 53/45). “Dinlenme” vesilesi diye çevirdiğimiz sübât kelimesi sözlük mânaları yanında mecaz olarak “ölüm” anlamında da kullanılmaktadır. Uyku bir dereceye kadar hareket ve faaliyeti kestiği için ölüme benzetilerek ona da sübât denmiştir (Zemahşerî, IV, 207; Şevkânî, V, 421). Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 5 Sayfa: 536

Nebe Suresi 12-16. Ayet Tefsiri

“Üstünüzde yedi kat sağlam gök yaptık” meâlindeki 12. âyet bazı farklılıklarla Kur’an’da birkaç defa geçmiş, oralarda gereken açıklama yapılmıştır (meselâ bk. Bakara 2/29; Mülk 67/3). Kubbemsi gökleri, alev alev yanarak dünyayı aydınlatan güneşi, bolca yağmur indirerek yeryüzünde birçok nimetin yetişmesine ve hayatın devam etmesine vesile olan bulutları yaratan yüce kudret, bu evreni yok edip mahiyeti ve sistemiyle yeni bir âlem kurmaya elbette kadirdir; işte o âhiret âlemidir. Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 5 Sayfa: 536

Nebe Suresi 17-20. Ayet Tefsiri

“Ayırım günü”nden maksat hakkın bâtıldan, haklının haksızdan, müminin inkârcıdan ayırt edileceği ve dünyada yapılanların karşılığının verileceği büyük hesap günüdür. Cenâb-ı Allah’ın belirlediği ve yalnız kendisinin bildiği kıyametin zamanı geldiğinde insanlar ve diğer bütün canlılar bir araya gelecek ve yüce Allah onların arasında hükmünü verecek, böylece dünyada işlenmiş bütün haksızlıklar karşılığını bulacak, kusursuz adalet gerçekleşecektir. İşte o güne “ayırım günü” veya “hüküm günü” denmesinin sebebi budur (Kurtubî, XIX, 173). Bu âyet “Şüphesiz buluşma günümüz ayırım günü olacaktır” şeklinde de anlaşılabilir. O gün sûra üflenince insanlar kabirlerinden kalkıp bölük bölük mahşer yerinde toplanacaklardır (sûr hakkında bilgi için bk. En‘âm 6/73; Hâkka 69/13). Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 5 Sayfa: 536-537

Nebe Suresi 21-28. Ayet Tefsiri

Sûrenin başından buraya kadar Yüce Allah’ın kudretini gösteren deliller sıralanarak yeniden dirilmenin gerçekleşeceği açıkça ortaya konduktan sonra inkârcıların âhiretteki durumları ele alınmıştır. Mülk sûresinin 8. âyetinde canlı bir varlık gibi tasvir edilerek neredeyse öfkesinden çatlayacak duruma geleceği bildirilen cehennem, burada da pusuda düşmanı gözetleyen bir savaşçı gibi tasvir edilmektedir. 23. âyetteki ahkåb kelimesi “belirsiz uzun süre” anlamına gelen hukubun çoğuludur. Bu kelimenin cehennem azabının süresiyle ilgili olması, İslâm âlimleri arasında önemli bir görüş ayrılığının ortaya çıkmasında etkili olmuştur. İlk dönemlerden itibaren aralarında Hz. Ömer, Hz. Ali ve Abdullah b. Abbas ile İbn Teymiyye gibi önde gelen Sünnîler’in de bulunduğu bazı âlimler ve İbnü’l-Arabî, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî gibi bir kısım mutasavvıflar, diğer bazı âyetler yanında (meselâ bk. En‘âm 6/128; Hûd 11/106-108), özellikle “Orada yıllar ve yıllar boyu kalırlar” meâlindeki konumuz olan 23. âyete, ayrıca Allah’ın rahmetinin her şeyi kuşattığını (A‘râf 7/156), rahmetinin azabına üstün geldiğini, azabını geçtiğini (Buhârî, “Tevhîd”, 15, 55; Müslim, “Tevbe”, 14-16) bildiren âyet ve hadislere dayanarak cehennemin ve / veya cehennem azabının, uzun asırlar ifade eden bir sürenin ardından sona ereceğini yahut içindekilerin azaptan etkilenmeyecek hale geleceklerini düşünmüşlerdir. Ehl-i sünnet âlimlerinin büyük çoğunluğu ise diğer bazı deliller yanında, Kur’ân-ı Kerîm’in ilgili birçok yerinde sık sık ebedîlik anlamı içeren “hulûd” ve “ebed” kavramlarının kullanılmasına ve daha başka delillere dayanarak, inkârcılar ve müşrikler için cehennem azabının sonsuzluğunu savunmuşlardır (bu konuyla ilgili tartışmalar ve ileri sürülen deliller hakkında geniş bilgi için bk. Yusuf Şevki Yavuz, “Azap”, DİA, IV, 305-309; Bekir Topaloğlu, “Cehennem”, VII, 231-232). Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 5 Sayfa: 537

Nebe Suresi 29-30. Ayet Tefsiri

Ağırlıklı yoruma göre 29. âyette kayıt altına alındığı bildirilen, “her şey” ile insanların sorumluluğu gerektiren inanç ve amelleri, iyilik ve kötülükleri; bunların kaydedildiği “kitap” ile de amel defteri veya levh-i mahfûz kastedilmiştir. Âyet, insanların dünyada yaptıklarından hiçbir şeyin Allah’a gizli kalmayacağını, yaptıkları her şeyden hesaba çekileceklerini gösterir. Hesapları görüldükten sonra inkârcılara, “Tadın artık! Bundan sonra size arttırarak vereceğimiz şey ancak azaptır” diye hitap edilir. Hz. Peygamber’in, Kur’an’da en ağır hitabın bu âyet olduğunu söylediği rivayet edilmiştir (Kurtubî, XIX, 182). Durumu açıklayan başka âyetlere göre onların derileri yandıkça yenilenecek (Nisâ 4/56), cehennemin ateşi hafifledikçe de ateş arttırılarak azapları devam edecektir (İsrâ 17/97). Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 5 Sayfa: 537-538

Nebe Suresi 31-36. Ayet Tefsiri

Yeri geldikçe belirtildiği, özellikle bir kutsî hadiste de ifade buyurulduğu üzere, 31. âyette “müttakiler” şeklinde anılan itaatkâr müminler için âhirette hazırlanan nimetler, lutuf ve ikramlar “gözlerin görmediği, kulakların işitmediği ve hiçbir beşer aklının tam olarak tasavvur edemeyeceği türdendir” (Buhârî, “Tevhîd”, 35; Müslim, “Îmân”, 312). Çünkü bütünüyle âhiret gayb alanıdır; gaybı da Allah’tan başkası bilemez (bk. Bakara 2/3). Bununla birlikte, Allah Teâlâ, kullarının uhrevî nimetlere dair yaklaşık bir fikir edinmelerini sağlamak ve onlarda bir arzu uyandırmak için, birçok âyette olduğu gibi burada da idrak ve anlama gücüne göre temsilî bir anlatımla bu dünyada en çok ihtiyaç duydukları, arzuladıkları, sevdikleri nesneler ve hazlardan örnekler vermiştir. Bu anlatımda Kur’an’ın ilk muhataplarının beklentilerinin dikkate alındığı da söylenebilir, kezâ bu anlatımdan, âhirette cennete girmeyi hak eden her bir insana, dünyadaki ameline zihnî ve ruhî kemaline, mutluluk anlayışına ve beklentisine göre neleri istiyor ve bekliyorsa onların verileceği sonucunu çıkarmak da mümkündür (bk. Fussılet 41/30-33). “Bunlar rabbinin bol bol lutfettiği karşılıktır, bağıştır” diye tercüme ettiğimiz 36. âyete, “Bunlar rabbinden, amellerine göre hesap ve takdir edilmiş bolca mükâfatlardır” şeklinde de mâna verilmiştir (İbn Âşûr, XXX, 47-48). Burada kapalı bir şekilde ifade edilmiş olan amellerin karşılığının, başka âyetlerde Allah’ın lutfu olarak on katı (En‘âm 6/160), 700 katı (Bakara 2/261), hatta hesapsız (Zümer 39/10) bir şekilde kat kat verileceği bildirilmiştir. 26. âyette azgınlara verilecek cezanın dünyada yaptıklarına uygun bir karşılık olduğu bildirilmişti. Burada da müminlerin yaptıklarına karşılık olarak verilecek ödülün Allah’ın bolca lutfu ve bağışı olduğu belirtilmektedir. 36. âyette müminlere âhirette verilecek nimetlerin niceliğini bildiren hisâben kelimesi, “çok, bol bol, yeter deyinceye kadar” şeklinde yorumlandığı gibi, “yeterli, kâfi miktarda, amellerin miktarına göre, hak edişe göre” şeklinde de açıklanmıştır. Ancak meâlde biz, kısmen birbirinden farklı olan bu iki yorumdan ilkini tercih ettik. Çünkü ödülün, amellere göre kat kat fazlasıyla, hatta hesapsız verileceğini bildiren âyetler de vardır (Bakara 2/261; Zümer 39/10; Gåfir 40/40) ve bu âyetlerde ahirette ödüllerin hak edişe göre ölçülü değil, Allah’ın razı olduğu kullarına, ölçüye ve hesaba sığmaz lutufları olarak verileceği belirtilmektedir. Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 5 Sayfa: 539-540

Nebe Suresi 37-38. Ayet Tefsiri

Burada Allah Teâlâ’nın, müminlerin de müşriklerin de rabbi olduğuna bir ima vardır. Çünkü yüce Allah yerlerin, göklerin ve evrendeki her şeyin rabbidir. O, rahmân isminin bir tecellisi olarak bütün insanlara rahmetiyle muamele edip her türlü nimeti lutfettiği halde, müşrikler cehâlet ve nankörlüklerinin sonucu olarak Allah’ı bırakıp başka varlıklara tapmışlar, onların kendilerini Allah’a yaklaştıracağını (bk. Zümer 39/3) ve O’nun huzurunda kendileri için şefaatçi olacaklarını iddia etmişlerdir (Yûnus 10/18). Böylece Allah’ın rahmân isminin gereği olan rahmetten de kendi iradeleriyle kendilerini mahrum bırakmışlardır. Hesap gününde bu yaptıklarının yanlış olduğunu anlayınca özür dilemeye kalkışsalar dahi kendilerine ne konuşma izni verilecek ne de özür dileme izni (krş. Mürselât 77/36). Çünkü o gün, kulların kendilerine düşeni yapma günü değil, dünyada yaptıklarının karşılığını görme günüdür, hüküm ve hesap günüdür. Bu sebeple o gün sadece Allah’ın hoşnut olduğu ve konuşmasına izin verdiği kimseler konuşacaklar ve bunlar da ancak gerçeği söyleyeceklerdir. Bütün bu açıklamaların asıl maksadı ise insanların fırsat eldeyken akıllı hareket ederek Allah’ın iradesine uygun bir hayat çizgisi benimseyip o çizgide sapmadan ilerlemeleridir. Müfessirler 38. âyette zikredilen ruh hakkında farklı yorumlarda bulunmuşlardır; “meleklerden büyük bir melek, Cebrâil, meleklerin ileri gelenleri” diyenler bulunduğu gibi, Allah’ın melek olmayan ordularından bir ordu, Âdemoğulları, Âdemoğulları’nın ruhları veya Kur’an olduğunu söyleyenler de vardır (bk. Râzî, XXXI, 24; Şevkânî, V, 428). Ruh ve melekler, Allah’a yakın olmalarına rağmen O izin vermedikçe hiçbir kimse hakkında şefaat edemeyeceklerdir (krş. Yûnus 10/3). Ayrıca, konuşmalarına izin verilenler ancak doğruyu söyleyecekler; çünkü orada hiçbir şeyi gizlemek mümkün olmayacaktır. Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 5 Sayfa: 540-541

Nebe Suresi 39-40. Ayet Tefsiri

Âhiret gününün gerçek olduğu tekrar vurgulanmış; ancak insanların, Allah’a giden yolu seçip seçmeme hususunda serbest bırakıldıkları hatırlatılmıştır. 40. âyette insanların uyarıldığı bildirilen “yakın azap”tan maksat âhiret azabıdır. “Gelecek olan her şey yakındır” anlayışına göre âhiret azabına da “yakın azap” denilmiştir. Ayrıca her bir insan bakımından kıyametin uzaklığının sadece onun ömrü kadar olduğu söylenebilir; çünkü ölümüyle birlikte kendisi için dünya hayatı da bitmiştir. Nitekim bazı hadislerde insanın kabre girmesiyle birlikte ruhunun da hayattaki ameline göre bir tür ödüllendirilme veya cezalandırılma sürecine gireceği bildirilmektedir. Nihayet dünyadaki zaman kavramının sadece yaşayanlar için bir anlam taşıdığı gerçeği dikkate alınırsa kabre girişle kıyametin kopması arasındaki “berzah” denilen dönemin “zaman” dışı veya farklı bir zaman boyutu olduğunu, dolayısıyla kabre giren için artık âhiretin uzakta olmadığını kabul etmek gerekir. Bu gerçekler ışığında baktığımızda âhiretin uzaklarda olduğu kanaati beşerin bir yanılgısından başka bir şey değildir. Bu sebeple sûrenin bu son âyetinde yüce rabbimiz, 37 ve 38. âyetlerde geçen rahmân isminin bir tecellisi olarak, kullarına rahmet sıfatıyla hitap etmekte; “yakın bir azap” konusunda onları vaktinde uyarmaktadır. Uyarının anlamı şudur: Sakın âhiretten kuşku duymayın, O bir gerçektir. Yönünüzü rabbinize dönmeniz, O’na doğru giden bir yol tutmanız için muhtaç olduğunuz fırsat ve özgürlüğünüz vardır. Uyarıldığınız azabı uzakta zannedip çok kısa ve çok değerli olan hayatınızı boş yere tüketmeyin; hayat kısa, şu halde âhiret ve hesap yakındır. O gün, baktığınızda karşınızda göreceğiniz şey, bu dünyadayken oraya gönderdikleriniz, yani kendi imanınız ve amelinizdir. O gün, inançsızların toprak olmayı insan olmaya yeğleyecekleri dehşetli bir gün olacaktır. Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 5 Sayfa: 541-542

Nebe Suresi Hakkında

Mekke döneminin sonlarında nâzil olmuştur. Adını 2. âyette geçen nebe’ ([büyük] haber) kelimesinden alır. Birinci âyetteki Amme, Amme yetesâelûn ibareleri, ayrıca Tesâül ve 14. âyetteki Mu‘sırât (yoğunlaşan bulutlar) isimleriyle de anılmıştır (Âlûsî, XXX, 281). Kırk âyet olup fâsılası “ا، م، ن” harfleridir.

Nebe’ sûresinin konusu öldükten sonra dirilmenin vukuu ve âhiretteki hayatın kısa tasvirinden ibarettir. Sûre, “İnkâr yoluna saplananlar kendi aralarında neyi tartışıp duruyorlar, üzerinde bir türlü anlaşamadıkları o büyük haberi mi?” ifadesiyle başlar ve ardından onun tartışma kabul etmeyen bir gerçek olduğunu yakında anlayacakları ifade edilir (âyet: 1-5). Burada söz konusu edilen “büyük haber”in bazı müfessirlerce Kur’an olduğu söylenmişse de sûrenin devamından anlaşılacağı üzere kişiye sorumluluk duygusu kazandıran ve davranışlarını kontrol etme bilinci aşılayan kıyamet günüdür (İbn Kesîr, VII, 195). Ardından yer küresinde görülen kozmolojik düzene ve buranın insan hayatına elverişli oluşuna temas edildikten sonra (âyet: 6-16), âhiretin isimlerinden biri olan “yevmü’l-fasl” (doğru ile yanlışın kesin çizgilerle ayrılacağı gün) terkibiyle kıyametin kopmasına geçilir ve “azgınların varacağı yer” olarak nitelendirilen cehennemin kısa tasviri yapılır, arkasından gelen altı âyette de müttakilere ait olduğu belirtilen cennetten söz edilir (âyet: 17-36). Sûrenin dört âyetten oluşan son kısmında rahmân olan Allah’tan izin almadan kıyamet gününde Cebrâil ve diğer melekler dahil olmak üzere hiç kimsenin konuşamayacağı ve konuşanların da sadece gerçekleri dile getirebileceği ifade edilir. Sûrenin sonunda, kıyametin mutlaka vuku bulacağı hatırlatılıp herkesin önceden yaptığının karşılığını bulacağı o günde inkâr yoluna saplananların toprak olmayı temenni edeceği bildirilir.

Nebe’ sûresi, Kur’ân-ı Kerîm’in birçok âyetinde vurgulanan Allah’a ve âhiret gününe iman ilkelerini pekiştirmektedir. Bunlardan birincisine dolaylı şekilde temas edilirken ikincisi etkileyici bir üslûpla zihni ve gönlü gerçeklere açık olanlara anlatılmaktadır. Sûrenin ilk muhatabı olan Mekke halkı ile diğer insanların çoğu kâinatı yaratan ve yöneten yüce bir varlığın mevcudiyetini inkâr etmiyor, ancak O’na karşı sorumluluklarını vurgulayan ikinci ve ebedî hayatı benimsemeye nefsânî arzuları engel oluyordu. Sûre özellikle bu konuyu vurgulamaktadır.

Hz. Peygamber’in Nebe’ sûresini Mürselât sûresiyle birlikte namazın bir rek‘atında okuduğu bilinmektedir (Buhârî, “Feżâǿilü’l-Ķurǿân”, 6, 28; Müslim, “Śalâtü’l-müsâfirîn”, 275-279; krş. İbrâhim Ali, s. 306-307, 342-343). “Amme yetesâelûn sûresini okuyan kimseye Cenâb-ı Hak kıyamet gününde soğuk içecekler lutfedecektir” meâlindeki rivayetin (Zemahşerî, VI, 303; Beyzâvî, IV, 374) mevzu olduğu belirtilmiştir (Zemahşerî, I, 684-685 [neşredenlerin notu]; Muhammed et-Trablusî, II, 725).

Nebe’ mushafın otuzuncu cüzünün ilk sûresini teşkil eder. Amme cüzü diye bilinen bu kısmın içerdiği otuz yedi sûrenin hepsi -birkaçı hariç- Mekkî’dir, namaz sûreleri de bu kısmın sonunda yer almaktadır. Amme cüzü ayrı olarak yazılıp basılmış ve müstakil tefsirleri yapılmıştır. Bunlardan Nebe’ Tefsiri Tercümesi-Ebülleys Semerkandî adıyla basılan risâle (İstanbul 1317) Amme cüzüne ait muhtasar bir tercüme niteliğinde olup Semerkandî’ye nisbeti şüpheli görünmektedir (krş. Ziriklî, VIII, 27; DİA, XIX, 315). Kemalpaşazâde’nin Risâle fî Sûreti’n-Nebe’ (Resâilü İbn Kemâl içinde [nşr. Ahmed Cevdet], İstanbul 1316, I, 33-40), Kazâbâdî’nin Ĥâşiye Ǿalâ Tefsîri Sûreti’n-Nebeǿ ve’n-NâziǾât ve ǾAbese (DİA, XXV, 120), Muhammed Abduh’un Tefsîru cüzǿi ǾAmme (Kahire 1322), Saâdetullah Han Muhammed’in LevâmiǾu’l-beyân (Haydarâbâd-Dekken 1345), Muhammed Mübârek Abdullah’ın Tefsîru cüzǿi ǾAmme maǾa muķaddimeti’t-tefsîr (Kahire 1963), Mahmûd Ahmed Nahle’nin Dirâsât Ķurǿâniyye fî cüzǿi ǾAmme (İskenderiye 1988) ve Muhammed Abdülmün‘im Ali Mütevellî’nin Min esrâri’t-taǾbîri’l-Ķurǿânî fî sûreti’n-Nebeǿ (baskı yeri yok, 1997) adlı eserleri bu konudaki çalışmalardan bazılarıdır. Özcan Tabaklar ve Ulyâ Nisâr, Mustafa b. Muhammed’e ait Amme Cüzü Tefsiri üzerine dil açısından yüksek lisans tezi hazırlamış (1987, İÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü), Mehmet Doğu adı bilinmeyen bir müellife ait Amme Tefsiri’yle ilgili aynı mahiyette bir çalışma gerçekleştirmiştir.

BİBLİYOGRAFYA:

Buhârî, “Feżâǿilü’l-Ķurǿân”, 6, 28; Müslim, “Śalâtü’l-müsâfirîn”, 275-279; Zemahşerî, el-Keşşâf (nşr. Âdil Ahmed Abdülmevcûd v.dğr.), Riyad 1418/1998, I, 684-685; VI, 303; Beyzâvî, Envârü’t-tenzîl, Beyrut 1410/1990, IV, 374; İbn Kesîr, Tefsîrü’l-Ķurǿâni’l-Ǿažîm, Beyrut 1385/1966, VII, 195-203; Muhammed et-Trablusî, el-Keşfü’l-ilâhî Ǿan şedîdi’ż-żaǾf ve’l-mevżûǾ ve’l-vâhî (nşr. M. Mahmûd Ahmed Bekkâr), Mekke 1408/1987, II, 725; Âlûsî, Rûĥu’l-meǾânî, Beyrut 1421/2000, XXX, 281; İbrâhim Ali es-Seyyid Ali Îsâ, Feżâǿilü süveri’l-Ķurǿâni’l-Kerîm, Kahire 1421/2001, s. 306-307, 342-343; Ziriklî, el-AǾlâm, Beyrut 2002, VIII, 27; Abdülkadir Yuvalı, “İbn Arabşah, Şehâbeddin”, DİA, XIX, 315; Mustafa Öz, “Kazâbâdî”, a.e., XXV, 120; Seyyid Muhammed Hüseynî – Mahbûbe Müezzin, “Sûre-i Nebeǿ”, DMT, IX, 402-403.

Bekir Topaloğlu


Bu sayfayı sevdiklerinle paylaşarak bize destek olmak ister misin?

TwetlePaylaşPinterestRedditTumblrLinkedin

Nebe Suresi ile ilgili yorum yap




Creative Commons Lisansı
Bu eser Creative Commons Atıf-AynıLisanslaPaylaş 4.0 Uluslararası Lisansı ile lisanslanmıştır. Suresi.com.tr - 2020